Varoluş Dergisi

BİR DÜŞ’ÜN İZDÜŞÜMÜ

Her şey bir düş ile başlamıştı. Birkaç yıl kadar oluyor, düşümde Mevlâna sesleniyor bana: “Hadi ne duruyorsun, artık geç bu tarafa”

(Sana Aşkımı Sunuyorum)

Ekran değişip bir tane uç uç çiçeği görüntüsü beliriyor sonra. Görür görmez hatırlıyorum. Nasıl hatırlamam ki… Çocukluğumun vazgeçilmez çiçeğiydi bu. Üflediğimde uçuş uçuş uçuşan. Fakat ismini bilmiyorum, acaba bir ismi var mıydı bu çiçeğin?

Araştırdığımda “Karahindiba Çiçeği “olduğunu öğreniyorum. Meğerse şu meşhur “Sarı Çiçek “imiş aslı. Karahindiba Çiçeği yani Sarı Çiçeğin anlamı ise çok manidar. “Sana aşkımı sunuyorum “. Ne muazzam bir mana… Sonra düşüm geldi aklıma. Mevlâna ve aşk. Zaten Mevlâna ‘sız aşk düşünülebilir miydi ki?

Araştırdıkça şaşırıp kalıyorum. Aslında bu Karahindiba Çiçeğinin tohuma kaçmadan önceki hali, Sarı Papatyayı andırıyor. Fakat bir evreden sonra sarı yaprakları kapanmaya başlıyor. İyice kapandıktan sonra, zamanı geldiğinde yaprakları tohuma dönüşüyor. Daha sonra yaprakları yeniden açılmaya başlıyor. SÜRPRİİİZ. Bu defa rengi beyaz. Her bir tüy tanesi tohum olacak olan, uçuş uçuş bir çiçek olarak çıkıyor karşımıza. Türemeye, yayılmaya hazır olarak. Artık rüzgâr veya bir nefes yetiyor bu tohumları dağıtmaya. Aşk olarak savrulmaya.

Tabiat ana bize yine rehberlik yapıyor aslında. Aşk yolcularına mesaj veriyor bu sarı çiçeğin hikayesiyle. HAKİKAT’i arayanlara nasihat bir bakıma bu. “İçine dön, kendini bil, aşkı ara ve kendi içinde bul. Hemhal ol ki, sen eski sen olmayasın. Kendi gerçeğine ulaşınca da diğer arayanlara yardımcı ol, tohumlarını saç” diyor bize. Asıl mesele “kendini bilmek” ve tüm bilgiler kendimizde. Dışarıda değil. Bunu ancak biz kendi kendimize yapabiliriz.

Selam olsun Mevlana’ya ve yokluğu tadanlara.. Selam olsun AŞK’a karışanlara..

 

Heyhat! Sarı çiçek idim,

Aşkı arar idim,

Ateş korkutur mu beni, ben zati ateş idim.

Kapandım kendi içime,

Ölümün üstüne yürürcesine.

Yandım ha yandım aşka,

Neyim var ise ateşe verdim orda.

Neyleyim sarı rengi, ben benlikten geçince,

Sarıyı da yaktım harda.

Aşkla yanarken aşkın kendisi olanda,

Bir ben çıktı bende kalanda.

Bir nefes yetti bundan sonra,

Aşkımı sana sunmaya,

Uçuş uçuş olmaya.

Aşk var, ölüm yok,

Anlayana…

Seda Uğur

1979 Ordu doğumluyum. İlk ve orta öğrenimimi Giresun’da tamamladım. Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Optisyenlik Bölümü mezunuyum. Ayrıca Anadolu Üniversitesi Sosyal Hizmetler Bölümü mezunuyum. Dokuz yıl önce yolum Reiki ile kesişti ve Reiki 3a uygulayıcısıyım. Halen bir optikte mesul müdür olarak da çalışmaktayım. Amatör olarak tiyatroyla ilgileniyorum. Yazmaktan da büyük keyif alıyorum. 17 yaşında Batuhan isimli bir oğlum var.

Yorum Yaz

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…