Varoluş Dergisi

BARİYERLER

Bariyer, engel, sıkıntı, yük gibi negatif / olumsuz algılananın, pozitif / olumlu ya da nötr hale gelebilmesi, ancak aşkın bilincini bu boyutta da taşıyabilen bir bilinç düzeyi ile mümkündür.

Yaşamı deneyimlerken karşılaştığımız irili ufaklı, kişiye özel, çeşit çeşit bariyer var. Neden bariyer diyorum, çünkü zorluk daha ziyade zihne ait bir kelime. İkisi arasında dağlar kadar fark vardır. Bunun ayırdını size bırakıyor ve karşılaştığımız bariyerleri aşmada bu yazının en azından hafifletici, hatırlatıcı bir unsur olarak ışık tutmasını diliyorum.

Reiki gibi yüzleşme, arınma, dengeleme ve dönüşüm süreçlerini içinde barındıran şifa / enerji sistemlerinde bilinç açıldığı için, hem bu temizlenmesi gereken bariyerlerle çok daha sık ve yoğun bir biçimde karşılaşabiliyoruz, hem de bu konuda Reiki’nin rehberliğini alıyoruz. Peki, bariyerler neden var? Gerçekten var mı? Bariyerlerle ne yapacağız? Ne vardı sanki parmaklarımızı şıklattığımızda hepimizin hayal, istek ve düşünceleri gerçek olsa, öylece dertsiz tasasız yaşayıp gitsek?

Olmuyor işte, çünkü varoluşla birlikte bizim de amacımız; tekamül dediğimiz öğrenme ve ilerleme sürecini içeren sonsuz bir varış yolculuğunda, yolculuğu bir bütün olarak dengeyle içerebilmek. Bu bilgiyi; kendi içimize bakarak, tecrübe ederek, gözlemleyerek, varoluşun parçalarına bilimsel bir bakış açısıyla bakarak ya da daha birçok farklı paradigmadan aynı sonuca çıkacak biçimde edinebiliriz. Reiki bunu inisiye yoluyla sağlar, sonrasında gerekli adımları atar ya da atmayız.

Genişleme; durduğun yerde parmakları şıklatarak, düşünüp durarak, bekleyerek, umarak, sorumluluğu başkasına atarak, direnerek, bir cam fanusta korunarak gerçekleşmiyor. Genişleme, bilincin zorlanmasını içeriyor, zorlanma ise barikat demek. Evet cahillik ve tembellik mutluluktur, ama gelişim asla değildir. Gelişim; ‘mutsuzluğu’ da taşıyabilen bir takım engellerle ilerlemeyi, dönüştürebilmeyi göze almaktır. Çocukluk; masumiyettir, coşkudur, açıklıktır; ama bilgelikle beslenmedikçe dönüşüm, çift kanattan yoksun kalır, uçamaz, yalpalar. Gelişim; durakları, şoförleri, bariyerleri olan dinamik, sonsuz yuvarlak bir yola ve simyaya benzer. İlk önce bariyerlere takılıp düşmek, kolunu bacağını kırmak, bariyerlere, onları oraya koyana ya da dikkatsizliğimize sinirlenmek gerekiyor, sonra başka bir kapı açılıyor ve başka bir kapı daha, kapı içinde kapılar… Bu böyle sürüp gidiyor, ta ki biz, bariyer olmadığını, bariyerin kendisi olduğumuzu, bariyerleri öğrenmek için oraya koyanın biz olduğumuzu anlayana dek. Bundan daha muntazam, adil ve ilahi bir sistem olabilir mi?

Şimdi bir düşünün her şeyin sizin istediğiniz gibi olduğu bir dünya… Kulağa çok hoş geliyor ama hakikat öyle mi? Değil! Neden? Çünkü, her şey zaten bu haliyle mükemmel! Eğer böyle değilse, bizim bakışlarımızda, arıza mevcut. Dünyayı, koşulları değil, bakışımızı sağaltmamız gerekiyor. Bizse tam tersini yapmaya uğraştığımızdan mütemadiyen tökezliyoruz. Bana göre, sana göre, zamana, mekana, şarta, kişiye göre bir hakikat olabilir mi? Hakikat tek ve bakidir. Size göre eğilip bükülmez, sizin ona uyumlanmanız gerekir. Bu var olan en yüksek dönüşümdür. Unutmayın, var olan tüm sorun ve karmaşalar hakikati, yasaları, gerçeklik algınıza, izafi değerlerinize göre bükebileceğinizi zannettiğiniz an başlar.

Bariyerler olmadan yoldaki güzelliklerin farkına varmamız, yolu, anlam ya da amacı tanımlamamız, taşımamız mümkün değil. Tersi işleseydi zaten öyle yaratılırdı. Buna isyan ettiğimiz her vakitte içimize, yaradana, varoluşa isyan ediyoruz aslında ve sonrasında neler olduğunu zaten hepimiz biliyoruz. Zıtların birbirini içinde taşımasının, ritmin sebebi ne kadar muazzam bir zekadır. Bir an düşünün; hastalık olmadan sağlığı, yaratılan olmadan yaratanı, karanlık olmadan aydınlığı, bariyer olmadan gelişimi, ego olmadan aşkın bilinci kavrayamayacağımızı lütfen hissedin. Bu planda, bir şeyin ancak zıttını da içerebildiğimizde ve bu iki zıttan oluşan bambaşka bir bütün oluşturduğumuzda gerçekten tamamlanır, şeylerin gerçek doğasını görür, öğrenir ve o hep Ol’duğumuzla uyumlanırız. Bariyerler de işte bu şekilde ortadan kaldırılır. Aslında onlar hem var, hem yok. İşte bu nedenle de çabasız bir çaba gerektiriyorlar. Çabasız çaba ise; özle bağlantı, yuvaya dönüştür. Bariyer, engel, sıkıntı, yük gibi negatif / olumsuz algılananın, pozitif / olumlu ya da nötr hale gelebilmesi, ancak aşkın bilincini bu boyutta da taşıyabilen bir bilinç düzeyi ile mümkündür. Bu bilinç düzeyini sağlayan dönüşüm hem varlığın yegane OL’uşu, hem de potansiyeli, anlam ve amacı olan bir simyadır. Buna ister aydınlanma, ister kuantum sıçrama, ister açan, ister tekamül basamağı, ister şifa, ister rehberlik, ister paradoksların çözülmesi ya da bambaşka bir şey diyelim; gün ışığına ulaşmak, hayatta kalmak, çiçeklenmek, tüm kokusunu, varlığını, gücü ve güzelliğini yaymak için önce kendisinden çok daha büyük ve zor görünen engellerle karşılaşmak zorunda kalan minicik bir tohum, bir simyacı, onun tüm yaşamı da bir simyadır. Aynı kaynaktan gelen, içinde o kodu barındıran, bizim için de aynısı geçerlidir. Öncesi de olan bir tohum; bu düzlemde çiçek açabilmesi, belki daha da sonra bir kelebek olabilmesi için altında sıkıştığı toprak kütlesi, hava-besin şartları, dış engeller, zararlılar gibi bariyerlerle karşılaşmak zorundayken, insan da bu düzlemde ego, zihin, nefs ve bunların dış görüntülerini taşıyacaktır. Her varlık ‘imtihan’ edildiği şey ile iç içe olsa da daima onu açanla da iç içedir. Bu yaratılışın özüdür. Tüm bunlar,  vuku bulurken gelişim yolunda hiçbir varlığa kaldıramayacağı bir yük, kaldıramayacağı bir zaman ve şekilde verilmez. Her şey olması gerektiği gibi en doğru biçimde şüphesiz gelişir. Bu güvenin ve idrakin gelişimi ise yolunuzu her daim açacak olan unsurlardandır.

Hedef çizilmiş ve çoktan varılmış olsa da kömürün elmasa dönüşmesi bizim açımızdan çabaya, seçim, tedriç, tefekkür, tevekkül, sorumluluk ve bulunduğumuz madde düzeyinin kurallarına da tabidir. Her şeyi mümkün ve sonsuz kılan hakikat; deneyimlediğimiz noktayı parça olarak tezahür ettirecek; zihni, egoyu, kelimeleri, zamanı, mekanı, bedeni ve tüm ikilikleri doğuracaktır ve bu nedenledir ki, nicelik ve niteliksel illüzyoni bir yükten ziyade, yük sandığımız şeye bakış açımız, hakikatle olan ilişkimiz simyayı belirleyendir. Kişisel, toplumsal, küresel, evrensel bariyerler; aşmak, dönüştürmek ve bütünü tanıyıp ona entegre edilmek üzere vardır. Doğru okunup kullanılabildiğinde hepsi özenle seçilmiş ilahi şifa kaynakları, taşıyıcı işaretçiler, değerli armağanlar, yardımcı üstadlar ve yükselticilerdir. Bariyerlerin her biri, bir eşiği korur ve onu dönüştürüp, rehberliğini almadan, o eşikten geçip diğer kapılara yürüyemezsiniz. Yükün verdiği ağırlık var olunan düzeyde sırtlanılırsa altında kalma ihtimali yüksektir, genellikle de böyle olur. İnsanlar o taşıdıkları yükün altında ömürler boyu ezilir ve yaşamlarını bu şekilde oluşturur ve ancak ışıtabildikleri kadarını kısır döngüde çeker, sonra da kurban ya da isyankarı oynarlar. O yükü bir üst düzeye çıkarak sırtlanın. O düzey ağırlıksız olunan, simyanın gerçekleştiği, armağanların alınabildiği, deşifrenin mümkün olduğu acı ve mutluluğun hakikatinin görülebildiği ve bir tek O’nun olduğu Varlık düzeyidir. Bu dünyeviliğin dışlanarak, uhreviliğin yüceltilmesi gibi yeni bir açmaz, şık bir ego kılıfı değil, ikisinin bambaşka bir birlikteliği, egonun kalpte erimesi, ruhun çağrısı, uhrevi olanın dünyevi içinde yeşermesi, arzuların evrilmesidir. Sürekli aynı tip bariyer ısrarla kapımızı çalıyorsa, lanet etmek yerine, en azından onun neyi, neden dediğini dinlemeye açık gönüllülük, cesaretle razı olmamız ve onlarla önce kendimiz üzerinde çalışmaya çaba gösterir olmamız gerekir. Varlığınızdan size yollanan misafirler özenle ağırlanmalıdır. Bir hastalığı misafirperverce ağırlamadıkça, hele ki var olduğu düzlemin silahlarıyla, onunla savaştıkça onun aslını göremez, dönüştüremez ve bolluğa şükretmekten ziyade yokluğa da hamdolsun diyemezsiniz; çünkü sözde gelenin de, gidenin de içinde, dışında ne olduğunu bilemezsiniz. Kaldı ki varlık kendinden ışıtmadığı herhangi bir şeyi ne dışarda görüp bulabilir ne de başkasına verebilir.

Öte yandan; madde evriminde olduğu gibi, tüm düzeylerdeki evrimde de sanılanın aksine güçlü olan değil, uyumlu ve dengeli olan hayatta kalır. Güç dengeden yoksunsa, tek taraflı bir zihin gücüyse, o kuvvettir; kuvvet asıl gücün kaynağı olan sevgiden değil, direnç ve korkudan kaynaklanır; ancak, uyumlu olan güçlüdür; çünkü o anlayabilir, sevebilir, içerebilir, dönüşebilir, genişleyebilir. Uyum; tüm renkleri içeren bir gökkuşağı, kabın şeklini alan bir su gibidir; an ve deneyim ne gerektiriyorsa ona uygun olarak tüm düzeylerde uyumlanabilme esnekliğini içerir; yere düştüğünde zarar görmeden zıplayarak yol alan bir toptur uyum. İçinde ilahi bilişi, şefkati, güven ve huzuru barındırır. Kuvvet kaynaklı güç ise; tek renk siyahtır, tüm renkleri yutar, taş kadar ağır ve katıdır, ilahi bilişe güvenemez, sürekli devinim halinde, hızlı, öfkeli ve huzursuzdur, uyumlanamaz, eğilip bükülemez, affedemez, anlayamaz, sevemez, içeremez, kabullenemez, parçalanır ve gelişip yol alamaz. Bu nedenle tüm kuvvet kaynakları kendini ikamelerle şişkin, buyurgan göstermeye çalışırken, güç kaynakları alabildiğine mütevazi ve olduğu gibi buyur edicidir. Kuvvet, bariyerleri daima şiddetlendirip büyütür ve çoğaltır sonunda da onların altında kalır. Güç ise; her şeyin üzerinde parlar. Bir insanın bariyerlerle olan ilişkisi onun hakkında her şeyi söyler, ona dürüst bir yol haritası sunabilir, insan onu alır ya da almaz. Bir insan uyumlanabildiği tek bir bariyer dersini gerçekten tamamlamasıyla tüm evreni yükseltir ve onun kendi farkında olsa da olmasa da belli düzeylerde diğerlerine öğreticisi, kanalı, aynası olur.

Bizi, alıkoyan, aynı kuvvet kapısına çıkan bilinçli / bilinçsiz birçok farklı savunma / zihin mekanizması, perdelenmeler ve kalıplar var. Bunlar nasipse, seçimler ve emekle, belli bilinç düzeylerinde aşama aşama kırılabiliyor. Her bilinç seviyesi artışında bir önceki seviyedeki bariyerlerden daha yüksek ve farklı bariyerlerle karşılaşmamızın normal, gerekli ve doğal bir süreç olduğunu bunun yanında bunları taşıyıp, dengeleyebilecek kadar da genişleyeceğimizi unutmayalım. İllüzyonların arasından yürümek asla püripak bir yol değildir. Olması da siz bütüne uyanana ve özgürleşene kadar beklenmez. Bu nedenle insan olma deneyimi hem hayli ağır, hem de en muhteşem yolculuktur.

Gülün çiçeğini sevin, diken aramayın ama güle kokusunu verenin de diken olduğunu, dikensiz bir gül olmayacağını da lütfen unutmayın! Tüm barikatları seçip, koyan ve öyle ya da böyle, o zaman ya da bu zamanda, bu ya da şu şekilde sonsuzca ve anda kendine dönüştüren sevgimizin, O’nun içinde buluşmak üzere, gücünüz bol, inancınız sağlam, ışığınız daim, yolunuz açık ve Aşkla olsun.

Ahu Birlik

1981 baharında Ankara'da doğdum. Çocukluğum ve gençliğim seyahat ve enstantanelerle geçti. İstanbul Bilgi Üniversitesi Film&Tv lisans ve Kültürel İncelemeler yüksek lisans programlarını tamamladıktan sonra hizmet, üretim, reklamcılık gibi sektörlerde farklı görevlerde yer aldım. 2012 yılında içsel yolculuğu beni Reiki Bilinçaltı Terapiler ve Can Hocam İsmail Bülbül'e taşıdı. 2014 yılından beri Bodrum'da yaşıyor, Bodrum Şifa Sanatları Atölyesi Kumbahçe'de yolculuğumuza sevgiyle, şükranla devam ediyorum.

Usui Reiki Master Teacher

2 yorum

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…