Varoluş Dergisi

AH ŞU YASAKLAR

Var olan bütün fizik maddeler gibi insanoğlu da kendi varlığından evrene bir enerji yayar ve aynı zamanda kendisine bütünden, sonsuz evrenden, kainattan enerji alır. Kainat, mütemadiyen birbirlerine enerji verip enerji alan bir sistemden meydana gelmiştir.

Geçmişten günümüze var olmuş tüm dinlerde, felsefelerde, inanışlarda, büyüklerin nasihatlerinde, atasözlerinde hep iyi insan olmaya, kötü davranmamaya, iyilik yapmaya dair öğütler, hatta kurallar, kötülüklerden uzak durmamız için de zaman zaman mantıklı bir açıklama getiremediğimiz, ama yine de sorgulamadan kabul ettiğimiz yasaklar vardır. Bu yasaklardan uzak durup durmamaya, konulan kurallara uyup uymamaya göre de sevap ve günah kavramları şekillenmiştir. Peki bu yasaklar, neden varlar? Sevaplar-günahlar neden varlar? Her şeyin yaratıcısı olan yüce Allah’ ın (inancınıza göre sonsuz evrenin, kainatın, yaratıcının da diyebilirsiniz) o yüce, sonsuz gücünün sizin sevabınıza, iyiliğinize ihtiyacı olduğundan değildir herhalde? Yani siz dilenciye para verseniz ne, oruç tutsanız ne, yalandan uzak dursanız ne? Onun sınırsız gücüne bunların etkisi ne kadar olabilir acaba? Mantık olarak kişinin kendisi ile alakalı olması lazım gibi. E biliyoruz zaten diyeceksiniz; iyilik yapıp cennete, kötülük yapıp cehenneme gideceğiz ya. Bu kavramların manalarını daha sonra konuşalım, şimdi bu dünyada olabilecekler ile bir şeyler yazalım. Her şeyi olduğu gibi bunu da evrensel yasalarla açıklayalım.

Var olan bütün fizik maddeler gibi insanoğlu da kendi varlığından evrene bir enerji yayar ve aynı zamanda kendisine bütünden, sonsuz evrenden, kainattan enerji alır. Kainat, mütemadiyen birbirlerine enerji verip enerji alan bir sistemden meydana gelmiştir. Bütün her şey çeşitli değişimlerle çevresiyle enerji alışverişi içerisindedir (canlı organizmalar kendi bünyeleri içerisinde de sürekli bir enerji dönüşümü içindedir). Bu cümlelerden neden iyi olmamız gerektiğini anlamış olduğunuzu düşünmekteyim. İnsan olumlu veya olumsuz bir şey düşündüğünde, iyi veya kötü bir şey yapmaya niyetlendiğinde, olumlu veya olumsuz her hangi bir hisse büründüğünde, iyi veya kötü bir eylem gerçekleştirdiğinde, söylediğinde; düşüncesine, niyetine, duygusuna, eylemine ve cümlelerine göre belirli bir frekansta bir enerji yayar. İnsanın farkında olarak veya olmayarak bir form şeklinde kainata yolladığı bu titreşim, olumlu-olumsuz ayırt edilmeksizin aynı şekilde evrende dönüp dolaşır ve zamanı geldiği an kişi tarafından geri algılanır. Yani kişi yolladığı, kendi yarattığı enerjiyi kendine çeker. Etki-tepki yasası da denilen bu yasa ne ekersen onu biçersin, iyilik yap iyilik bul gibi atasözlerini de açıklar. Örneğin sadaka veririz bazen öylesine. Bazen de bizi korusun niyetiyle. Sadaka verme niyeti bir enerji formudur. Bunu yayarsınız hemen. Niyet ettiğiniz anda yaydığınız bu enerji de size mutlaka geri döner. Bir bakarsınız bir kazadan kıl payı kurtulmuşsunuz, bir bakmışsınız verdiğiniz 1 lira, gelmiş size katlana katlana…Yasaklar demişken şimdi gelelim biraz da dedikoduya, fala, diğer yasaklara.

Yıllardır görüşmediğiniz bir arkadaşınızla buluşmuşsunuz, 40 yıl hatırı var diyerek ooh mis gibi kahveleri içmişsiniz, e kapatmadan olmaz değil mi? Kahve soğurken de yılların birikmişi… Gelsin dedikodu, gitsin gıybet:))) Ne de keyifli değil mi onu bunu çekiştirmek. Hiç bitmese keşke. Aman dikkat. Dedikodu yasak biliyorsunuz! Niye yasaklanmış acaba. Bu kadar zevkli bir olay nasıl yasak olabilir ki? Tabi ki sizin kendiniz için, neden olacak? Çünkü dedikodu anında bahsi geçen kişi her kimse işte o kişinin negatif enerjisi bir güzel size geçer. E enerjinin dengelenmesi lazım kanunlar gereği. Bunun için de sizin pozitifler de hoop o kişiye. Yani hani günahını aldın denir ya, hah işte budur. Gelen negatif enerjiyi görmediğiniz için, zaten inanmadığınız için yok olduğuna emin olduğunuz o kişinin negatifleri siz inansanız da inanmasanız da bir güzel sizin enerji alanınızda dolaşır durur. Sonra yok efendim durup dururken nereden çıktı bu hastalık, aaa ne olduğunu anlamadım birden yapıverdim kazayı, kocamla da arayı bir türlü düzeltemiyorum, iki yakam bir araya gelmiyor diye sızlanır durursunuz.
E fincan da soğudu, hadi fallar bakılsın da keyifler iyice yerine gelsin. Aman dikkat! Fal da yasak! Neden acaba? Cinler, periler kulağına fısıldar bakanınJ Korkmayın yok öyle bir şey, fal baktırırken iki olay vardır, birincisinde anlattıklarınızla kişinin bilinçaltına inanç inşa eder, o kişinin onu oldurma olasılığını arttırırsınız. Dinleyici bakana odaklanmış pür dikkat dinliyorsa hele aman Allah’ım, bilinçli hipnoz, direkt karşıdakinin bilinçaltına. “Aa burada kaza var” diye kişinin bilinçaltına kaza yapacağı inancını bir ekin de sonrasında o kişinin bilinçaltının bu inanışla neler yarattığını bir izleyin bakalım. Sonra ben demiştim, bak bildim oldular başlar. İkincisi de fal bakan ile fal bakılan kişi arasında dedikoduda olduğu gibi enerji akışı, etkileşimi olur. O yüzden fal baktıran kadar bakana da günah denilir. Çünkü enerji alışverişi karşılıklıdır. Negatifleri kendine alan kişide faldan sonra bir ağırlık çökmeler, aman efendim başım ağrıdılar başlar. Karşıdakinin dedesinin dedesinin karmasını aldın o an belki haberin yok.

Dedikodu-falda olduğu gibi zinanın yasaklanma sebebi de benzerdir. Çünkü tam karşılıklı gelen dişi-erkek çakralarından inanılmaz derecede enerji alış-verişi olur. Kişi karşıdakinin karmalarını, taa kaç kuşak önceki günahlarını alabilir. Yalan söylemek, kin tutmak, nefret beslemek gibi eylemlerin istenmemesinin sebebi ise bu duyguların kişinin enerji meridyenlerinde tıkanma, aurada kirlenme yaparak enerji akışının engellemesi, bunun sonucunda fiziksel, zihinsel hastalıkların olması, esas olarak ise amacımız olan özümüzü fark etmemize engel olan egoyu beslemesidir.

İyilikten girdik, faldan çıktık, yazının akışı biraz değişik oldu, ama yazıdaki amacım anlaşılabilmiştir umarım. Kurallara, yasaklara, yapınlara, yapmayınlara inanmadan önce nedenini, niçinini insan sorgulayabilmeli, cevabı da açıklanabilmeli. Enerji yasalarıyla her şey gayet güzel açıklanabilir, eğer açıklanamıyorsa zaten onun hurafe olduğu anlaşılabilir.

Emine Nalçacı Maviş

4.10.1984 tarihinde Ankara da doğdum.İlk, orta ve lise öğrenimimi Ankara da tamamladım. Lisans eğitimimi 2007 yılında Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde bitirdim. 2010 yılında aynı üniversitede Pedodonti (çocuk diş hekimliği) alanında yüksek lisansımı tamamladım. Sonrasında Boyabat Devlet Hastanesi (2010-2013), Düzce Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi (2013-2014) ve Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde (2014-2015) çalıştım. Şuan Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesinde diş hekimi kadrosundayım. Evli ve bir kız çocuğu annesiyim. Düzcede ikametim sırasında yakın bir arkadaşım vasıtası ile reiki eğitimine başladım. İstanbul'a geldikten sonra da Reikiokulu ile tanıştım ve hayatımı değiştiren reiki de 3b öğretmen aşamasına gelerek Reiki başta olmak üzere spiritüel alanında kendimi geliştirmeye başladım. Kitap okumaktan ve el işleri yapmaktan hoşlanırım.

Yorum Yaz

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…